BIGtheme.net http://bigtheme.net/ecommerce/opencart OpenCart Templates
Home » Anti-Imperialist Front » DECLARATIONS » Türkiye (TR) » Açıklamalar » NE YAZIK Kİ TÜRKİYE HALKININ YAŞAMINA; DÜNYANIN EN BÜYÜK DEMAGOGU, DÜNYANIN EN BÜYÜK PROVOKATÖRÜ, DÜNYANIN EN BÜYÜK YALANCISI OLMAYI KAFAYA TAKMIŞ BİR BAŞBAKAN TARAFINDAN YÖN VERİLİYOR!

NE YAZIK Kİ TÜRKİYE HALKININ YAŞAMINA; DÜNYANIN EN BÜYÜK DEMAGOGU, DÜNYANIN EN BÜYÜK PROVOKATÖRÜ, DÜNYANIN EN BÜYÜK YALANCISI OLMAYI KAFAYA TAKMIŞ BİR BAŞBAKAN TARAFINDAN YÖN VERİLİYOR!

NE YAZIK Kİ TÜRKİYE HALKININ YAŞAMINA; DÜNYANIN EN BÜYÜK DEMAGOGU, DÜNYANIN EN BÜYÜK PROVOKATÖRÜ, DÜNYANIN EN BÜYÜK YALANCISI OLMAYI KAFAYA TAKMIŞ BİR BAŞBAKAN TARAFINDAN YÖN VERİLİYOR!

16.3.2014

“İstisnasız, iktidarı boyunca yaptığı tüm konuşmalarda; istisnasız, tüm meydanlarda, toplantılarda ve televizyon kanallarında, yıllardır aynı üslup, aynı utanmazlık, aynı kendine hayranlıkla; yılmadan, yorulmadan, yüzü kızarmadan demagoji ve provokatörlük yaparak hayatını kazanan kimdir” diye tarihe sorulduğunda, kocaman harflerle RECEP TAYYİP ERDOĞAN diye yazacaktır. Ve muhtemeldir ki, Tayyip kelimesi, kelime anlamının tam tersine bir anlam kazanacak ve “yılmadan, yorulmadan, yüzü kızarmadan demagoji ve provokatörlük yapabilmek” anlamında kullanılacak.

Hangi kanalı açsanız, gündemde hangi konu olsa, sahibi aynı olan bir kakofoni (Ses uyumsuzluğu), tüm Türkiye’nin kulaklarını tırmalıyor.

Eskiden işkencehanelerde işkenceciler; “Ölürüm Türkiye’m”, “Türkiye’m, Türkiye’m cennetim” gibi şarkıları yüksek seste dinleterek kakofoni işkencesi yaparlardı. Şimdi bütünü işkencehaneye çevrilen Türkiye’de, Türkiye başbakanının konuşmalarıyla bir kakofoni işkencesi, ara vermeden, neredeyse reklam yerine kullanılarak tüm televizyon ve radyolar aracılığıyla ve tabi ki yazılı hale getirilerek gazeteler aracılığıyla tüm halka uygulanıyor.

Okuyuculardan Başbakanın kakofonilerini okuttuğumuz için özür dileyerek bir alıntı yapacağız:

Gaziantep’te düzenlenen mitingde yaptığı konuşmada, Berkin Elvan’ın cenazesine ilişkin diyor ki; “Çok enteresan, annesi ‘Evladımın katili başbakan’ diyor. Ben evlada sevgiyi, muhabbeti bilirim ama sizin evladınızın mezarına karanfil ve demir bilyeler atışınızı pek anlamadım. O demir bilyeleri niçin atıyordu mezarına? Neyin mesajını veriyorsun” dedi.

Hitlerin başarısız öğrencisi Başbakan, yaptığını savunamadığında hemen üste çıkmayı çok seviyor bildiğimiz gibi. Şunun şurasında, 250-300 gün eskiye gittiğimizde. “Polise talimatı kim verdi. Ben verdim, ben” diye tıngırdayan da aynı sesti. Ve biliyoruz ki bu ses montajlanmamış haliyle hala internet üzerinden isteyenin ulaşabileceği kolaylıktadır.

Bu durumda Berkin Elvan’ın kafasını parçalayan gaz bombasını ateşleyen polisse, polise talimatı veren de Başbakansa, katilin kim olduğunu çözmek, herhangi bir havuz probleminden çok daha basittir.

Berkin’in annesinin “katil kim” sorusuna yönelik doğru cevabı bilip söylemesinde de anlaşılmaz bir şey yoktur. Elbette ki, önceki söylediklerini yok sayarak üste çıkması Başbakanın bir klasiği olduğu bilindiğinden kimse için şaşırtıcı olmamıştır. Şaşırtıcı olacak olan Başbakanın çıkıp “evet katili benim” demesi olacaktı. Ve tabi ki, çıkarlarına uygun yer ve zaman geldiğinde onu da diyeceğinden kuşkumuz yoktur.

Bilyeleri Oyuncak Olmaktan Çıkartıp Halkın Savunma Aracı Haline Getiren Faşizmdir

Başbakanın devraldığı ve alçakça sürdürücülüğünü yaptığı faşist diktatörlük, Türkiye halklarına on yıllardır kan kusturuyor. Halk ve halkın çocukları kendi yaşamlarını savunabilmek için ise bulabildikleri araçları kullanıyorlar. Halkın çocukları eğer okulda değilse, zaten atölyelerde emeğini satmakta ve çocukluğunu yaşayamamaktadır. Ve oyuncaklar, ancak huzur ortamında bir oyun aracı olarak kullanılabilir. Bilyeleri, bir çocuk için oyun aracı olmaktan çıkartıp savunma aracına dönüşmesi de, havai fişekleri bir eğlence aracı olmaktan çıkartıp savunma aracına dönüşmesi de; Türkiye’nin faşizmle yönetiliyor olmasından ve halkın faşizm karşısında kendi güvenliğini kendisi almak zorunda olmasından, kendi yaşam hakkını korumak ve var olmak ihtiyacından ileri gelmektedir.

Berkin Elvan’ın Mezarına Bilye Konulmasının Verdiği Mesaj Çok Açıktır: Türkiye’de Faşizm Var!

Elbette ki halkın kendini savunmak için TOMA’ları, gazbombası tüfekleri, gazbombaları olsaydı mezara onları bırakmak mümkündü. Ya da Berkin’in ailesi halkı soyup soğana çeviren bir burjuva ailesi veya AKP’li olsaydı deste deste dolarlar bırakmak da mümkündü.

Başbakanın ‘evlat sevgisi’nin kar zarar üzerine kurulu olduğunu; ‘muhabbet’ten ise, gemicikler ve milyon dolarlarla ifade edilen rüşvet al-verden, yolsuzluktan öte olmadığını tüm dünya duydu, dinledi, izliyor, görüyor.

Her Şeyin Niteliğini Belirleyen Söylemler, İsimler, Etiketler Değil Pratiğidir, İcraatıdır

Diyor ki Başbakan Tayyip; “Geçenlerde İstanbul’da bir cenaze yaşandı. Maalesef terör örgütlerinin içine aldığı, terör örgütlerinin içinde ne yazık ki yüzü poşulu, eline sapan verilmiş, cebinde demir bilyelerle olan bir çocuk orada maalesef bir biber gazına muhatap oluyor. Polis, orada yüzü poşulu, elinde sapanla, demir bilyeleri savuran o kişinin kaç yaşında olduğunu nereden ayıracak? Kılıçdaroğlu her zamanki gibi yalanını söylüyor, “ekmek almaya giden çocuk” diyor. Dürüst ol, dürüst. Ne ekmek alması, ne alakası var?” diyor ve devamla olayları ustası olduğu şekilde ters yüz ediyor:

“Burak Can’ın elinde sapan yoktu. Burak Can’ın elinde silah yoktu. Sadece evinin önünde olan bu yavruyu orada şehit ediyorlar…”

Dürüst olmak lazım. Burak Can, cahilliğinin, bilinçsizliğinin, faşist gerici AKP ideolojisinin esiri olmasının kurbanı olmuştur. Eğer, iktidar ve kar hırsıyla kirlenmemişse, hiçbir dinde, inanışta bir cenaze evini, elinde silahlarla, polis korumasında, Allahuekber nidalarıyla basmaya gitmek yoktur.

Ancak bu kirli gerici AKP ideolojisi, Kanlı Pazar’dan Maraş’a, Çorum’dan Sivas’a kadar ülke tarihimize onlarca kanlı leke bırakmıştır. Tek başına “Allahüekber” nidaları Müslümanlığı simgelemiyor. Bu nidalarla Suriye’de nasıl canice kafaların kesildiğini izliyor, görüyoruz. Bu nidalarla nasıl cenaze evi basılmak istendi gördük.

Ve elbette ki halk ve devrimciler, cenaze evini de, mahallesini de, bu gericiliğe karşı her şekilde savunacakladır. Ve savunmuşlardır. Çıplak gerçeğin bu olduğu, daha ilk dakikalarda yayınlanan haberlerde de çok açık bir şekilde ortaya konulmuştur.

Tartışma Berkin’in Yaşına İndirgenemez

Mesele, Berkin’in katledilmesi ve onu vuran katillerin, her zamanki gibi korunup kollanması ve bunun bizzat Başbakan tarafından yapılmasıdır.

Berkin’in yaşı bu noktada hiç de önemli değildir. Ne yani; yaşı daha büyük olsa idi, öldürülmesi hak mı olacaktır. Haklı olması için ülkesini emperyalizme peşkeş çeken bir işbirlikçi, elini halkın kanına bulayan veya bulamaya çalışan bir faşist olmalıdır. Berkin Elvan’ın böyle bir durumu yoktur. Burak Can’ın ise yanındaki gericilerle birlikte, halkın canına kast etmesi ve cenaze evini basma girişimi vardır.

Berkin’in faşist AKP iktidarının polislerine karşı, her vatansever gibi mahallesini savunmak için çatışmalarda yer aldığı doğrudur. Ancak öldürülmesi, çatışma esnasında değil, ekmek almaya gittiği sabah, mahalleyi işgal altında tutan AKP polisleri tarafından kahpece vurulması sonucu olmuştur. Ki çatışma içinde de öldürülmüş olsa haksız ve katil olan; AKP’dir, onun lideri Tayyip Erdoğan’dır ve emir verdiği polisidir.

Gerçekleri faşist Tayyip Erdoğan’ın söylemleri belirlemiyor. Nasıl, bir partiye Adalet ve Kalkınma Partisi demek, o partinin halk için adalet ve ülke için kalkınma getirdiği, getireceği anlamına gelmiyorsa; bir devrimci örgüte, bir devrimci partiye de terörist demek de o devrimci örgüt, partinin terörist olduğu anlamına gelmez. Kim halk çocuklarını silahlandırıp, beynini gerici faşist propagandayla ve eğitimle uyuşturup, azgın katiller sürüsü halinde halkın üzerine salıyorsa, en büyük terörist odur.

Yaşananlar, bir halkın uyanışıdır. Gerici faşist yalan ve demagojilerle, eğitimle ve azgın bir terörle uyuttuğunuz, sindirdiğiniz, uyuşturduğunuz beyinler uyanıyor. Bugün yönlendirip kullanabildiğiniz, umutlarını sömürdüğünüz halk kitleleri de kendilerini AKP’nin bu esirliğinden kurtaracaktır. Gerçek safları olan halkın saflarında yerini alacaktır. Tayyip Erdoğan’ın umarsızca yaygarası, bu kakofoni işkencesi bu uyanışı durdurmak, hala uyuşturulmuşluğun etkisindekileri kullanarak, uyananları sindirmek içindir.

Vazgeç demeyeceğiz! Devam et! Daha fazla devam et! Her faşist gibi kendi kendinin kuyusunu kazıyorsun. Tıpkı işbirlikçiliğini, uşaklığını yaptığın emperyalizm gibi, tıpkı hizmetkarlığını yaptığın çürümüş kapitalist sistem gibi. Kuyunuzu kendiniz kazıyorsunuz, defin işleminizi ise ezdiğiniz, sömürdüğünüz milyonlar büyük bir zevkle yapacaktır.

Türkiye’yi provokatörler, demagoglar, halk düşmanı katiller değil, Tayyipler Fethullahlar değil, ırkçılar milliyetçiler değil, işbirlikçiler ve faşistler değil; halkın devrimci iktidarında, halk, kendisi için yönetecektir. Çünkü Türkiye halkları; bütün ezilen, sömürülen halklar gibi, bunu çoktan hak etmiştir.

Halkız Haklıyız Kazanacağız!

YUNANİSTAN HALK CEPHESİ



Check Also

Fosem Interviewed With Released Grup Yorum Member Ali Aracı

“We will definitely hold our concert. Because we are with our people. This is our ...

%d blogcu bunu beğendi: