BIGtheme.net http://bigtheme.net/ecommerce/opencart OpenCart Templates
Home » MANŞET » Haber Bülteni: 23 Eylül -11 Ekim arası dünya haberleri

Haber Bülteni: 23 Eylül -11 Ekim arası dünya haberleri

Haber Bülteni

Basından Seçtiklerimiz: 23 Eylül -11 Ekim arası dünya haberleri:

 

– 43 öğrenci hâlâ kayıp: Meksika’da adalet arayışı sürüyor (27 Eylül 2016 – Evrensel)

Meksika’da 2 sene önce kaybedilen 43 Ayotzinapa Öğretmen Okulu öğrencisinin aileleri adalet arayışlarına ise devam ediyor.

Meksika’da Ayotzinapa öğrencilerinin akıbeti henüz belli değil. Meksika’da 2 sene önce kaybedilen 43 Ayotzinapa Öğretmen Okulu öğrencisinin aileleri adalet arayışlarına ise devam ediyor.

‘ARAŞTIRMALAR SÜRECEK’

TeleSur’un haberine göre, Meksika hükümetinin avukatı kaybolan 43 Ayotzinapa öğrencilerinin davasının hükümetin en önemli önceliklerinden birisi olduğunu iddia etti. Hükümet yetkililerine göre dava araştırmacılar öğrencilerin akıbetine dair kesin bir sonuç buluna kadar sürecek.

‘ÇÖPLÜK İDDİASI YENİDEN GÜNDEMDE’

Meksika Hükümeti ise, pek çok kurum tarafından yalanlanan ‘Öğrencilerin çöplükte çeteler tafafında yakıldığı’ iddiasında ısrarlı. Hükümet tarafından, yaklaşık 2 yıldır kayıp olan öğrencilerin cesetlerinin yakıldığından şüphelenilen çöplüğün, yeniden incelenmesi talep edildi. Meksika Hükümetinin hazırladığı raporda, başkent Meksiko City’nin güney batısında kaybolan gençlerin bir çöplükte yakıldığı iddiasına yer vermişti. Ancak 43 genç hakkındaki soruşturma yürüten bağımsız araştırma komisyonu (IACHR) tamamlanan resmi soruşturmadaki bulguların yanlış olduğunu açıklamıştı.

ÖĞRENCİLERİNİ BEKLEYEN SINIFLAR

Kaybolan öğrencilerin anısı ise her yerde yaşatılmaya çalışılıyor. Kayıp öğrecilerin yurt odaları hatıralaryıla süslenmiş durumda. Fakültenin ana meydanında 42 boş sandalye bulunurken, merkezindeki basketbol sahasında öğrecilerin fotoğrafları yer alıyor. BBC’den Katy Watson’a konuşan Maricarmen Mendoza kayıp Jorge Anibal Cruz Mendoza’nın annesi. “Onu benden canlı aldılar, onu canlı istiyorum” diyor. Mendoza öğrecilerin kaybolmasında Devlet Başkanı Pena Nieto’yu suçluyor.

SORUŞTURMALARIN KRONOLOJİSİ

Ocak 2015: Hükümet polislerin öğrecileri uyuşturucu çetelerine teslim ettikten sonra öğrecilerin çöplükte yakıldığını iddia etmişti.

Eylül 2015: Inter-Amerikan Komisyonu uzmanları, hükümetin soruşturmasının tamamen kusurlu olduğunu açıkladılar.

Şubat 2016: Arjantin adli tıp uzmanları öğrencilerin çöpte yakıldıklarına dair hiçbir biyolojik ya da fiziksel kanıta ulaşmadılarını açıkladılar.

Nisan 2016: Uzmanlar, ikinci bir rapor yayınlayarak, hükümetin soruşturmayı engellediğini söyledi.

NE OLMUŞTU?

AYOTZİNAPA Öğretmen Okulu öğrencisi olan 43 kişi, 26 Eylül 2014’te Guerrero eyaletinde, Iguala kentinde kaybedilmişti. 43 öğrencinin, 1968’de Tlatelolco Katliamı’nı anmak için Mexico City’e gitmek üzere otobüs kaldırdığı, otobüsün yolculuğu sırasında ise polis tarafından durdurulduğu biliniyor. Resmi araştırmalar ise öğrencilerin alıkonulduğunu sonrasında ise ‘Guerreros Unidos’ çetesine teslim edildiği ve öldürüldüğünü iddia ediyor.

 

– Peru, 90’lı yıllarıyla yüzleşiyor (28 Eylül 2016 – Evrensel)

Peru’da mahkeme Alberto Fujimori diktatörlüğü döneminde, SIE bodrumunda tutukluların öldürüldüğü bir ‘fırın’ olduğunu kabul etti.

Peru’da mahkeme Alberto Fujimori diktatörlüğü döneminde, Askeri İstihbarat Servisi’nin (SIE) bodrumunda tutukluların öldürüldüğü bir ‘fırın’ olduğunu kabul etti.

Peru eski Devlet Başkanı Vladimiro Montesinos’un yargılandığı davaya Salı günü devam edildi. Telesur’un haberine göre mahkeme kararında, 1993 yılında SIE bodrumunda tutulan üç kişinin; Öğretmen Justiniano Najarro Rúa ve öğrenciler Martín Roca Casas ve Kenneth Anzualdo’nun ortadan kaybolduğu bilgisi yer aldı. San Borja’da bulunan bu merkezdeki bodrumda bir fırın olduğunun tespit edildiğini belirten mahkeme, tutuklanan bu üç kişinin fırında yakılarak kaybedildiğini gösterdiğini belirtti.

Mahkeme Vladimiro Montesinos’u ve eski Komutanlar Nicolas Hermoza Rios, Enrique Nadal Paiva ve Enrupi Oliveros’u 22 yıl hapis cezasına çarptırdı. Eski Askeri İstihbarat Başkanı Nadal Paiva hakkında yakalama kararı çıkarıldı.

DEVLETİN SİSTEMATİK SUÇLARININ İSPATI

Yasal Savunma Enstitüsü Temsilcisi Avukat Carlos Rivera da mahkeme karanının “çok önemli” olduğunu açıkladı, “Bu olay ve aynı dönemde meydana gelen diğer olaylar devlet politikası olarak insan haklarının sistemli bir şekilde nasıl yok edildiğini gösteriyor. SIE bodrumunda gerçekleştirilen bu suçlar yaşananların kurumsal bir politika olduğunu kanıtlamanın yanı sıra, korkunçluklarını da gösteriyor.” dedi.

Kimsenin “sadece üç kişiyi yakmak için” burada fırın inşa etmeyeceğine de dikkat çeken Av. Rivera, “Büyük ihtimalle daha çok vaka var. 20 yıl sonra Peru hukuk sistemi böyle bir durumu açıkladı, bu gerçeğin ortaya çıkmasına yardım edecek” dedi.

Peru eski Devlet Başkanı Alberto Fujimori, 1990-2000 tarihleri arasındaki iktidarı döneminde devletin işlediği suçlar nedeniyle 2009 yılında 25 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Başkan Yardımcısı Vladimiro Montesinos’un 20 ve 25 yıl hapis cezalarına çarptırıldığı, 2006 ve 2010 yıllarında görülmüş iki dava bulunuyor. Montesinos’un hâlâ yargılandığı çok sayıda dava olduğu belirtiliyor.

 

– Filistin lideri Abbas: İsrail’le barışa hazırız (02 Ekim 2016 – Evrensel)

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, İsrail ile barış yapmaya hazır olduklarını söyledi.

Batı Şeria’da düzenlenen ‘Beytüllahim Gurbetçileri’ konferansında konuşan Abbas, “Son dönemde İsraillilerle diyalog ve müzakere kapısını kapatmıştık ancak barış kapısını kapatmadık. Komşumuza daima elimizi uzatır ve onlara ‘Gelin barışı konuşalım, bu topraklarda birlikte yaşayalım’ deriz. Eğer kabul ederseniz tüm Arap ülkeleri sizi tanır” dedi.

Abbas, bir çözüme varma, yerleşim birimleri inşaatının durdurulması ve iki taraf arasında varılan anlaşmaların uygulanması şartıyla diyaloga hazır olduklarını belirtti.

Filistin’in dünya haritasında yerini alması için mücadele ettiklerini ve pek çok uluslararası kuruluşa üye olduklarını söyleyen Abbas, ancak ulusal düzeyde bir başarı sağlamak ve başkenti Doğu Kudüs olan Filistin devletini kurmak için daha çok mesafe katetmeleri gerektiğini vurguladı.

İsrail-Filistin görüşmeleri, İsrail’in yerleşim birimi inşaatlarına devam etmesi, 1967 sınırları ve tutukluların serbest bırakılmasını kabul etmemesi nedeniyle 2014’te durmuştu.

 

– Halk milisleri karargâhında savaşın nabzı (07 Ekim 2016 – Evrensel)

Okay Deprem, Makyeevka’da Donetsk Halk Cumhuriyeti’nin sınır hattının güvenliğinden sorumlu bir askeri birliği ziyaret etti.

Okay DEPREM, Makyeevka

Eylül ayı başında Donbass’taki halk cumhuriyetleri ile Ukrayna Silahlı Kuvvetleri arasında varılan ateşkesin üzerinden daha bir iki hafta geçmeden Kiev’e bağlı birlikler Donetsk ve Lugansk bölgelerini yeniden vurmaya, başlamışlardı. Bölge gene eli kulağında gerilimli bir döneme girerken, bu süreçte Donetsk Halk Cumhuriyeti’nin (DNR) sınır hattının güvenliğinden ve aynı zamanda Makyeevka kentinin savunmasından sorumlu ufak bir askeri birliği ziyarete gitmeye karar veriyoruz. Makyeevka’nın “Krasnagvardeyskaya” (Kızıl Muhafızlar) otogarına gidiyoruz ilk olarak. Az sonra arabalarıyla gelen iki halk milisiyle birlikte, kuzeyde yer alan ‘Yasinovataya’ adlı küçük yerleşim birimi yönünde konumlu askeri karargaha doğru hareket ediyoruz. Burası DNR Ordusu bünyesindeki 11. alaya bağlı özerk bir piyade taburunun konuşlandığı, savaş öncesi ‘jek’ adı verilen eski bir muhtarlık binası. Savaşın henüz başlarında burayı ve etrafını bütünüyle bir askeri tesise dönüştürmüşler.

Ağır silahları saklamak ve talim yapmak amacıyla kullanılıyor

KEPLERDE ORAK-ÇEKİÇ ROZETLERİ

Stalin devrinin ilk dönem iki katlı mütevazı konut binalarını andıran yapının çevresi siperlerle kaplıyken, pencere ve balkonlarında ise tepeleme kum torbaları yığılı. Yanımda bulunan birkaç yabancı basın mensubu ile beraber askeri komplekse adım atar atmaz, etrafta dağınık halde duran irili ufaklı ağır silahları fark ediyoruz. Bunlar da dahil olmak üzere genel olarak fotoğraf çekme talebimizi kırmıyorlar. Topu topu birkaç gün önce buranın birkaç yüz metre ötesine top ve tank mermilerinin düştüğünü söylediklerinde; bu ağır topların, havanların buradan mı atış yaptığını soruyoruz. Müstakil konutlarla, bahçeli evlerle kaplı semtin ortasında yer aldıklarından dolayı buradan ateş etmediklerini, burayı daha çok silah deposu ve talim sahası olarak kullandıklarını belirtiyorlar. Bunları taşımak suretiyle biraz ileriden karşı mevzileri vurduklarını aktarıyorlar. Aralarından birkaçının keplerinde orak-çekiç rozetleri takılı. Kollarında VV-MVD (iç içleri bakanlığı birlikleri) yazısının dikili olduğu armalar sırıtırken, göğüs ceplerinin üzerinde ise kan gruplarının yazılı olduğu fark ediliyor.

MARİUPOL İKİ AJAN NEDENİYLE HIZLA DÜŞMÜŞ

Sınırın sıfır noktasına doğru hareketlenmeden önce bizleri kumpanyalarını paylaşmaya davet ediyorlar. Sebze çorbası ve etli greçka (Ukrayna bulguru) eşliğinde bir yandan, etrafımızı saran beş-altı kadar DNR ordusu askerinin her biriyle teker teker söyleşiyoruz. Üzeri büyük bir bezle kaplanmış devasa topun hemen bitişiğinde, bahçede kurdukları üstü kapalı çardakta oturuyoruz. Genelde her birinin bir kod ismi var. ‘Tank’ lakaplı olan milis söze giriş yapıyor: ‘Meydan’daki (Kiev) milliyetçilerden farklı olarak buradakilerin uzunca süre ellerine silah almadıklarını hatırlattıktan sonra; Kırım’a kıyasla Donbass halkına kendi kaderini tayin hakkı, geleceğini seçme şansı tanınmadığı için ele silah aldıklarını’ anlatıyor. Ne kadardır savaştıklarını ve burada oldukları sorumu şöyle yanıtlıyor:

“Savaşın başından itibaren, somut olarak 11 Mayıs (2014) referandumundan beri. Mayıs ayı içerisinde çatışmalar Mariupol, Avdeyevka ve Maryinka yerleşim noktalarına sıçramıştı. Örneğin Mariupol’da (Eski Donetsk eyaletinin en büyük şehirlerinden. Şu an halen Ukrayna’nın kontrolünde) başlangıçta 50 halk milisi organize olmuştu. İkisi ajan çıktı ve Ukrayna birlikleri 48 kişinin yerlerini anında tespit etmek suretiyle, onların hepsini katledip Mariupol direnişini henüz başında yok etmeyi başardı.”

BİRİ MOSKOVA, DİĞERİ PESKİ; GERİ KALANI İSE MAKYEEVKA’DAN

2.5 yıldır farklı cephelerde savaşıyorsunuz. Sizi en çok etkileyen muharebe hangisi oldu?

Özellikle Debaltsevo’daki tank savaşı. Oradaki tank birliği bünyesindeydim.

Çarpışırken yanı başınızda hiç arkadaşınızı kaybettiniz mi?

Benim bölüğümde iki arkadaşım kayboldu. Diğeri: “Benim yanımdakilerden ise toplam yedi kişi yaşamını yitirdi.”

Burada bulunan onlarca askerin nere kökenli olduğunu merak ediyoruz. Çoğunluğu Makyeevkalıymış. Yalnız karargahtaki iki genç kadından birisi Peski köyündenmiş. Bizi otogardan alıp buraya getiren ve sınır hattına götürecek olanlardan birisi de Moskovalıymış. Aralarında Makyeevka’lı olan birisinin yakınlarda ailesi oturuyormuş ve haftada iki üç defa sadece birkaç saatliğine eşi ve çocuklarıyla bir araya gelebiliyormuş.

En sonki ateşkes hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ateşkes uzun sürmeyecek, tutmayacak bu maya gene. Çünkü gerçekçi değil.

Kiev’e bağlı en yakın kuvvetler buraya kaç kilometre mesafede?

Adyeevka’da konuşlu olanlar. Yol üzerinden 24 kilometre. Kuş uçuşu ile 15 kilometre.

Son zamanlarda Ukrayna mevzilerinden toplarla, tanklarla yapılan seri atışlar hakkında neler söyleyeceksiniz?

17 kilometre kadar uzaklıktan yapılıyor bu atışlar. Ve bizim yarım kilometre ötemizdeki sivil yerleşim yerlerini defalarca hedef alıp vurdular.

Ukraynalı keskin nişancılar nasıl hareket ediyorlar, ne şekilde çalışıyorlar?

Cephe hattı boyunca ikili-üçlü veya üçlü-dörtlü gruplar halinde farklı noktalarda aynı anda ateş başlatıyorlar belli bir hedefe doğru. İki tarafın sneyperleri arasındaki açıklık kimi zaman 50 metreye kadar inebiliyor. Yani, müstakil evlerin bulunduğu bir mahalde, evlerin içerisine mevzilenip birbirlerine nişan alıyorlar.

Burada toplam 50 civarında savaşçı görev yapıyormuş. Zamanında hepsi de “Cumhuriyet Muhafızları”na bağlıyken sonradan bu gibi tüm özerk yapılanmalar; bütün alay, tümen, birlik ve gruplar ortak bir ordu çatısı altında toplanmışlar. “Batat” kod adlı bir başka milis devam ediyor: “Bu yılın başından itibaren, bilhassa mart ve nisan aylarında Ukrayna tarafından merkezinde bizim olduğumuz, 500 metre yarıçapındaki daire içerisinde onlarca eve top yağdırıldı.” Masada sonradan 21 yaşında olduğunu öğrendiğim oldukça genç bir kız oturuyor silahsız ancak askeri kıyafette. Onun da lakabı “Tilki”ymiş. O da Makyeevkalı ve hemşireymiş. Hatta şimdilerde uzaktan psikoloji okuyormuş yine kendi şehrinde.

Son olarak Moskova’dan gelip milislere katılan “Ujas” (korkunç) kod isimli asker çarpıcı açıklamaları ile söze giriyor: “Ukrayna birliklerinin konuşlu olduğu her temel müstahkem mevkide Amerikalı askeri yetkililer mevcut. Sahada gerçek anlamda savaşan Amerikan askeri neredeyse yok ancak Amerikalı subaylar “sovetnik” denilen danışman düzeyinde hemen her yerdeler.

Ukrayna Ordusu’nun uzun zamandır beklenen, tahmin edilen topyekün saldırısı olacak mı eninde sonunda, olursa ne zaman gerçekleşebilir gibi gözüküyor size?

Büyük ihtimalle bu kış olabilir. Ancak Ukrayna tarafı buna girişmeden önce, Rusya’nın bunun karşısında bir askeri tepki vermeyeceğinden emin olmak isteyecektir. Şu ana kadar buna cüret etmedilerse, yalnızca bu faktörden dolayıdır, yani bunu öngöremedikleri içindir.

Nedir bugün itibariyle Ukrayna ordusunun sayısal gücü?

Sadece Donetsk etrafında, çevresinde 150 bin küsur kişiler. DNR kuvvetleri ise 20 bin civarında değişiyor. Özetle arada inanılmaz, orantısız bir güç farkı mevcut. Öte yandan Ukrayna tarafının askeri araç, ağır silah ve mühimmat donanımında da bariz ve açık bir üstünlüğü var.

Peki, Ukrayna saflarında görev yapan gönüllü yabancı askerler hakkında neler diyeceksiniz?

En çok Gürcistan’dan, Polonya’dan ve Baltık ülkelerinden gelip de çatışmalara katılanlar var. Bunlara ilaveten bir de Çeçenler var tabii.

 

– Donetsk Halk Cumhuriyeti’nde ön yerel seçimler yapıldı (08 Ekim 2016 – Evrensel)

Donetsk Halk Cumhuriyeti’nde (DNR) geçtiğimiz pazar günü ön yerel seçimler (praymeriz) beklenildiği gibi yüksek katılımla ve sorunsuz gerçekleşti.

Okay DEPREM, Donetsk

Donbass’ın bağımsız yapılarından Donetsk Halk Cumhuriyeti’nde (DNR) geçtiğimiz pazar günü ön yerel seçimler (praymeriz) beklenildiği gibi yüksek katılımla ve sorunsuz gerçekleşti.

Başkent Donetsk ve çevresindeki birkaç yerleşim biriminde 2 Ekim Pazar günü yapılan seçimlerde 350.000 kişinin oy kullandığı bildirildi. ‘Geçici Seçim Komisyonu’ (VrİK) Basın Ataşesi Oleg Balıkin’in aktardığı bilgilere göre oy kullanma süreci boyunca herhangi ciddi bir ihlal olayına rastlanmadı. Donetsk Belediye Başkanı için beş aday adayı, Kent Sovyeti’nin (konseyi) 64 sandalyesi için toplam 141 aday adayı ile ayrıca ilçe ve ufak yerleşim birimlerinin idari konsey üyelikleri için yüzlerce aday adayının yarıştığı oy verme süreci sabahtan akşama kadar aralıksız tam 12 saat sürdü. Toplamda 1098 adayın katıldığı praymeriz’de ViİK 600 bin seçmen bülteni dağıttığını duyurdu. II. Minsk Protokolü’nin ilgili anlaşmalarıyla çelişmeyen ön seçimlerin, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilat’nın (AGİT) standartlarına da uygun olarak organize edildiği açıklandı.

SAVAŞTA EN ÇOK VURULAN İLÇELER REKOR ORANDA OY KULLANDI

Donetsk ve çevresinde gerçekleşen ön seçimlerde katılımın en yüksek olduğu yerlerin, seçimlerde en fazla zarar gören ilçeler olduğu bilgisi paylaşıldı kamuoyu ile. Ukrayna güçlerinin iki seneden fazla bir süredir en fazla hedef aldıkları ve ateş hattına da en yakın yerleşim noktası konumundaki Petrovskiy İlçesi, seçim günü provokasyon niteliğinde uzaktan ağır silahlarla yer yer açılan ateşe rağmen çok yüksek oranda sandık başına gitme iradesini gösterdi. İlçenin özellikle “Trudovskiye” adlı semtinin bazı noktalarına yönelik oy kullanma günü sabah saatlerinden itibaren Ukrayna mevzilerinden ateş açılmaya başlandığı ifade edildi. Hem Güney Osetya gibi de facto bağımsız cumhuriyetlerden hem de İtalya, Almanya gibi Avrupa ülkelerinden gelen pek çok uluslar arası gözlemci ile yabancı basın muhabiri değişik sandık noktalarında, farklı ilçe ve beldelerde ön seçim sürecini takip etmeye çalıştı.

SALT DONETSK’TE 208 SANDIKTA OY KULLANILDI

DNR ön yerel seçimlerinin en sıra dışı özelliği; Sovyet döneminden gelen, oy kullanılan okul ve devlet dairelerinde yerel mini orkestraların canlı müzik çalması geleneği praymeriz günü de başşehrin birçok noktasında yaşatıldı. Hatırlatmakta fayda var ki, geçtiğimiz pazar günü gerçekleştirilen ‘praymeriz’ 2016 yerel seçimlerinin birinci ve ön etabı olup, resmi ikinci ve nihai etabın ise yakın tarihlerde yapılması düşünülürken, tarihler ise halen belirsizliğini koruyor. Ön seçimlerdeki adaylar oldukça farklı meslek gruplarından ve sosyal tabakalardan gelirken; aralarında temel olarak doktorlar, kültür çalışanları, akademisyenler, pedagoglar, askerler ve maden işçilerinin yer aldığı görüldü. Sadece Donetsk şehrinde 208 sandık merkezi oluşturulurken, farklı ülkelerden gelen gözlemci sayısının onları bulduğu beyan edildi. Seçim sürecinin başından sonuna kadar bölgede bulunan İtalyan gazeteci, yazar ve sosyal aktivist Cülyetto Kiyeza, “Avrupa’ya aldırış etmeyin, kendi demokrasinizi inşa edin” diye konuşurken, ‘Batıda Donbass’taki durum ile alakalı olarak objektif haberciliğin fiilen bloke edildiğini’ vurguladı. Halk cumhuriyetlerinin Ukrayna ile yaşadıkları çatışmaya dair Batı ülkelerinden geçilen haberlerin neredeyse tümünün propagandif karakter taşıdığının altını çizen Kiyeza, Donbass’ta ifade özgürlüğünün olduğunu gördüğünü sözlerine ekledi.

 

– 11.10.2016 / isyandan.org       

Brezilya’da Liseliler Eğitim Reformuna Karşı 60’tan Fazla Okulu İşgal Etti

Brezilya’da ABD ve sermaye güdümünde gerçekleşen sivil-yargı darbesinin ardından iktidarın başına geçen Michel Temer’in neoliberal politikalara hız vermesi, toplumsal hareketlerdeki tepkileri büyütmeye, yaygınlaştırmaya ve militanlaştırmaya başladı.

Liseliler, zorunlu ders sayısını yarı yarıya düşüren ancak bu seçicilik ile eleştirel düşünceyi sıfırlamayı amaçlamakla eleştirilen ve “kamusal eğitime darbe” olarak nitelendirilen “federal eğitim” düzenlemesine karşı ayağa kalktı.

Telesurtv’nin haberine göre; liseliler, çoğunluğu güneydeki Parana eyaletinde olmak üzere 60’tan fazla okulu işgal etti. Gençlik hareketlerinin sosyal medya hesaplarından yaptıkları paylaşımlarda, sadece Parana’da 50’den fazla okulun işgal edildiği belirtildi.

Geçtiğimiz yıl Sao Paulo’da yaklaşık 100 lisenin kapatıldığı kitlesel işgalleri hatırlatan eyleme öğretmenler ve avukatlar da destek verdi. Öğretmenler öğrencileriyle birlikte boykota katıldı, iş bıraktı. Avukatlar kolektifi Herkes İçin Haklar örgütü de liselilerin polisle karşı karşıya kaldıklarında neler yapmaları gerektiğine dair temel hukuki bilgileri anlatan bir rehber yayımladı.

Öte yandan Brezilyalı Ortaöğretim Öğrencileri Birliği de gıda ve tuvalet malzemeleri dahil olmak üzere işgallere yardımcı olunması için bağış çağrısında bulundu.

Çeviri: Diyar Saraçoğlu

 

– 11.10.2016 / isyandan.org       

Federico Fuentes: Latin Amerika’da Sol Bir Geri Çekilme Sürecinde Olsa Da Henüz Tükenmiş Değildir

15 Ocak 2007’de göreve gelen Ekvador Devlet Başkanı Rafael Correa ”Latin Amerika bir değişim döneminden geçmemektedir, dönemler arası bir değişim yaşamaktadır” demişti.

Correa’nın coşkusu birçokları tarafından önemli bir nedenden ötürü paylaşılmaktaydı; sağcı neoliberal hükümetlere karşı yıllarca sürdürülen toplumsal mücadelelerin sonucunda sol tüm Latin Amerika boyunca seçimleri kazanmaktaydı.

Hugo Chavez’in iktidarı halka teslim ederek yoksulluğu bitirme vaadiyle Venezuela devlet başkanı seçilmesiyle sol hükümetler dönemi başlamış oldu. ”Pembe Dalga” (tüm farklılıklarına rağmen sol hükümetlerin hepsini tek bir grup altında birleştiren ve sıkça kullanılan bir tabir) olarak da geçen bu sol rüzgar, on yıl boyunca Kolombiya ve Peru haricinde tüm Latin Amerika ülkelerinde sol hükümetlerin iktidara gelmesiyle sonuçlandı.

Daha da önemlisi, bir değişimin gerçekleştiği aşikardı. Toplumsal anlamda gerçekleşen bir dizi iyileşmenin yanı sıra, toplumsal hareketlerin en mühim talepleri kazanılmıştı. ABD’nin bir dayatması olan FTAA (Amerika Serbest Ticaret Bölgesi Anlaşması) yenilgiye uğratılmış, bazı ülkeler kendi ulusal kaynaklarının egemenliğini sağlamış ve toplumsal mücadelelerin başarısı ve kazanılan haklar yeni anayasalarda görülebilmekteydi.

Son Süreçteki Yenilgiler

Tüm bu geçmiş gelişmelere karşın, 2016’ya geldiğimizde bölgede koşullar oldukça değişmiştir. Geçen yılda sol bir dizi seçimi ve hatta bazı durumlarda iktidarı dahi kaybetmiştir. Diğer durumlarda ise sağ, oy sandığında yenemediği solu şaibeli yargı süreçlerinden faydalanarak iktidardan düşürmüştür.

Sağ, genel olarak siyasi inisiyatifi ve hatta bazı durumlarda solun geleneksel anlamda kalesi ve en önemli etki alanı olarak gördüğü sokağı eline geçirmiştir. Sol partilerin başında veba gibi gezinen yolsuzluk skandalları kendi toplumsal tabanlarını bu partilere karşı sokaklara dökmüştür. Sol yolundan kopmuş, ya da daha da kötüsü sağ partilerden ayırt edilemez bir görüntüye bürünmüş olarak gözükmektedir.

 

Bu durum birçok insanı şu soruları sormaya itmiştir: Pembe dalga, devresinin sonuna mı vardı? Eğer öyle ise, bu dönemden ne gibi dersler çıkarmak gerekmektedir?

Bu konuları tartışabilmek için öncelikle geçmiş yirmi yılın bir değerlendirmesini yapmak gerekiyor. Güney Amerika solunun neden bu ölçüde gerilediğini anlamamız açısından bu ”dönemler arası değişim” sürecinin incelenmesi önemlidir.

Solun sorunlarının en görünür olanlarından biri de seçimlerde yaşanılan yenilgilerdir (sol, geçen on yılın sonunda seçimlerde neredeyse yenilmez gözükmekteydi).

Ama bu yanılsamalı görüş, sağcı Mauricio Macri’nin geçen yılki Arjantin başkanlık seçimlerini kazanmasıyla ani bir darbe yedi. Birkaç hafta sonrasında ise, Venezuela Birleşik Sosyalist Partisi, ulusal meclis seçimlerinde oyların %55’ini sağ muhalefete kaptırdı.

Sonrasında, Şubat ayında, en uzun süre Bolivya başkanlığı yapmış olan Evo Morales, başkanlık süresinin sınırsız uzatılması için gerçekleştirilen referandumu kaybetti ve 2020’de tekrar aday olma ihtimalini de yitirmiş oldu.

Toplumsal Mücadeleler

Tüm bunlara rağmen salt seçim sonuçlarına bakarak bu devrin kapandığını iddia etmek belli başlı sorunlar içerir. Solun seçimlerde yenilgiye uğramış olması durumunu bir son olarak nitelemek hatalı bir yaklaşım olur. Her şeyden önce bazı ülkelerdeki yaklaşan seçimlerde solun başarılı olma ihtimali devam etmektedir. Diğer ülkelerde ise sol halen dahi ana muhalefet olmanın yanı sıra sağın gündemine karşı yeniden örgütlenebilir ve mücadele edebilir konumdadır.

Dahası, bu devrin başlangıcını ve sonunu sol hükümetlerin yükselişi ya da düşüşüyle açıklamak bu hükümetlerin iktidara gelmesiyle sonuçlanan büyük bir mücadele sürecini saf dışı bırakmaya denk düşer.

Pembe dalga ne Chavez’in seçilmesiyle başladı ne de Macri’nin seçim yenilgisiyle sonlandı. Pembe dalgayı başlatan Venezuela’daki 1989 Caracazo ayaklanması ve 2000’de Bolivya’da, Koçabamba’daki su rezervlerinin özelleştirilmesine karşı gerçekleştirilen Koçabamba Su Savaşı’dır. Pembe dalganın akıbeti önce olduğu gibi yine sokaklarda belirlenecektir.

Fakat anti-neoliberal kitle mücadeleleri tek başına solun başarısını açıklamada yeterli değildir. Bölgenin yakın geçmişi incelendiği zaman, genellikle neoliberalizmin yol açtığı ekonomik etkinin tetiklediği toplumsal mücadelelere vurgu yapılmakta.

Neoliberalizm yalnızca bir ekonomi politikası olmaktan daha fazladır. Neoliberalizm, askeri rejimlerin artık bir yük haline gelmeye başladığı bir dönemde, bir yandan ana akım siyasetler arasında gerçekleştirilen güç paylaşımı süreçlerini gizleyen ve bir yandan da oy hakkını güvence altına alan bir parlamenter demokrasiye ihtiyaç duymaktaydı. Ana amaç, karar verme gücünün egemen sınıfın elinde kalmasını sağlamaktı.

Solun yükselişinin temeli, halkın sömürüye ve siyasetin bu şekilde egemenlerin elinde toplanmasına yönelik huzursuzluğunu değerlendirebilmesinde yatmaktadır. Yine de toplumsal hareket mücadeleleri ve hatta isyanlar dahi yetersizdi. Birçok insanın ulaştığı sonuca göre solun, neoliberalizmden başka bir alternatif olabileceğine halkı ikna etmek için bir siyasi mücadele hattı oluşturması gerekmekteydi.

Sol, neoliberalizme siyasi bir alternatif oluşturabildiği durumlarda başarı sağlayabildi. Başarısız olduğu durumlarda ise, solun bıraktığı boşluğu sol söylemler kullanan diğer adaylar doldurdu.

Solun ana taleplerinin hükümet tarafından uygulamaya geçirildiği pembe dalganın ilk yılları, bu stratejinin doğruluğunu kanıtladı. Sol ve toplumsal hareket arasındaki işbirliğini sağlamlaştıran bir diğer etmen ise sağın iktidardan edilmesinin hem solun hem de toplumsal hareketin çıkarına olmasıydı.

Toplumsal hareketler, sol hükümetlerin yasamaya ilişkin belli başlı engelleri aşması ve sağın yıkıcı eylemlerini engellemesine olanak sağlayan güçlü müttefiklerdi. Sol hükümetlerin varlığı da yıllar boyunca süren baskının ve mücadelenin ardından bu toplumsal hareketlere nefes alma imkanı tanımaktaydı.

Hükümet Dönemi

Yerel katılımcı bütçeleri, kurucu meclisler, Venezuela’nın mahalle komiteleri ve komünleri ve benzerleri, halkın yönetime katılmasını teşvik eden önemli halk inisiyatifleri pratikleridir.

Ancak yine de tüm bu deneyimlere rağmen parlamenter düzeni kökten dönüştüreceğini vadeden sol yine bu düzenin sınırları içine hapsolmuştur.

 

Halkın katılımını temel alan yeni demokrasi biçimlerini yerel düzeyde geliştirebilmede ise büyük zorluklarla karşılaşılmıştır. Solun, sağa ve kapitalizme hizmet eden parlamenter düzeni sürekli olarak kendi iktidarını sağlamlaştırmak için kullanmaya çabalaması ile yeni demokrasi biçimlerinin geliştirilmesini engellemiştir.

Sağın iktidarı yeniden ele geçirme çabasına karşın, halk desteği ile hükümet, sol tarafından aynı şey olarak görülmüş ve solun yeni ereği, ne pahasına olursa olsun hükümetin elde tutulması olmuştur.

Halktan gelen eleştiriler çoğunlukla ”sağa destek vermek” olarak algılanmıştır. Vurgu, demokrasinin yeni biçimlerinin kurulmasından bitmek tükenmez seçim kampanyalarının yürütülmesine kaymıştır.

Daha da kötüsü, sol, iktidarda kalmak için parlamenter oyunlara ve sağla gerçekleştireceği pazarlıklara bel bağlamıştır. Çok sayıda sol siyasetçi, eski bürokratik düzenin en temel özelliklerinden biri olan yolsuzluğa bulaşmıştır.

Ekonomi politikalarında da benzer bir durum geçerli olmuştur. Sol, anti-neoliberal politikalarını belli bir ölçüde uygulayabilmiş, bazı durumlarda anti-kapitalist yönde adımlar da atabilmiştir.

Sol böylelikle neoliberalizmin serbest ticaret ve pazar mitine büyük bir darbe indirebilmiş ve düzene alternatifin hem arzu edilebilir hem de mümkün olduğunu gösterebilmiştir. Toplumsal hareketlerin taleplerinin uygulamaya geçirilmesiyle, devletin müdahalesinde ve doğal kaynakların egemenliğinin sağlanmasında önemli adımlar atılmıştır. Yoksulluk azalmış, iç pazar canlanmıştır. Meta fiyatlarındaki artışla da birlikte, ekonominin büyüme oranı artmıştır.

Fakat on yıl sonra, önceden elverişli olan ihracat koşulları değişmiş, küresel bir durgunluk baş göstermiştir. Solun, bölgenin hammadde ihracatına bağımlı ekonomik yapısını değiştirmek adına bir ekonomik plan oluşturabileceği de ihtimal dahilindedir.

Sol hükümetlerin ekonomiye devlet müdahalesini artırmaya yönelik her hamlesi şiddetli karşılıklar aldı. Toplumsal bir ekonominin alttan kurulma çabası (kooperatifler ve işçilerin yönettiği fabrikalar benzeri) ise piyasa güçleri tarafından ya yalıtıldı ya da yutuldu.

Solun yaşadığı ekonomik sorunlar sonucunda sağ tekrar ekonominin ”yöneticisi” (vurgu çevirmene ait) rolünü üstlenmek üzere kampanyalar yürütmeye başladı.

Yaşanan tüm sorunlara rağmen, pembe dalganın sona erdiğini söylemek için biraz erken olduğunu anlamak gerekiyor. Son seçim sonuçları, neoliberalizme yönelik hoşnutsuzluğun devam ettiğine ilişkin bir kanıt olarak görülmelidir. Birçok durumda da görüldüğü üzere, solun seçimleri kaybetmesinin nedeni solun kendi seçmenlerinin sağa oy vermesi değil, daha ziyade o kitlenin önemli bir bölümünün sandığa gitmemesinden kaynaklanmaktadır.

Sağ ise bu yeni gerçekliğe kendi açısından uyum sağlamıştır. Kendiyle eski geleneksel partiler arasına mesafe koyan sağ, bazı sol söylem ve politikaları benimsemiştir. ”Yeni sağ”, yolsuzluğa son vererek herhangi bir acizlik göstermeden solun toplumsal politikalarını devam ettireceği vaadinde bulunmaktadır.

Yeni Bir Evre

Bu devrin sonundan ziyade, gerçekleşen durum solun aslen yeni bir evreye girdiği gerçeğidir. Sol bu evreye zayıflamış ve inisiyatifi kaybetmiş bir şekilde girmektedir. Sol bir geri çekilme sürecindedir, ama henüz yenilmemiştir.

Son dönemin kazanımlarından olduğu kadar hatalarından da ders çıkarabilmek, solun inisiyatifi tekrar ele alabilmesi için oldukça mühim.

Derslerden biri de hakimiyetin bir kerede ve kesin olarak kazanılamayan bir şey olduğunun farkına varılmasıdır. Sürekli bir değişim içerisinde olan bir bölgede halkın desteğini sağlayabilmek en temel ve kalıcı mücadeledir.

Egemenlik için mücadele etmenin önemini anlamak bir dizi toplumsal hareketin siyaset dünyası içine girmesine neden olmuştur. Ne yazık ki hükümet içine girince, bu toplumsal hareketlerden bir bölümü hakimiyetin iktidara sarılmakla aynı şey olduğu sonucuna varmıştır. Bu da sağın inisiyatifi tekrar eline geçirmesine neden olmuştur.

Sol, hem iktisadi anlamda hem de katılımcı demokrasi anlamında kapitalizme somut ve ciddi bir alternatif oluşturmalıdır.

 

 

 

 

 

 

– 11.10.2016 / isyandan.org       

Donbas: Polonyalı Kadın Komünist İnterunit’e Katıldı

Polonya Değişim Partisi ve Polonya Komünist Gençliği üyesi 27 yaşındaki Lyudmila Dobzhynetska, Donbas’taki Interunit uluslararası tugayına katıldı. Interunit uluslararası tugayına katılmasının ardından burjuva basını ona ve düşüncelerine karşı saldırı kampanyası başlattı.

Lyudmila Dobzhynetska daha önce Polonyalı komünist Boleslaw Bierut’un mezarını temizlemesi ile gündeme gelmiş, o zaman da aleyhinde kampanya başlatılmıştı.

Bu saldırılara Değişim Partisi “Lyudmila Dobzhynetska partimizin bir hazinesidir. Polonya Komünist Gençliği’nin başkanı ve partimizin liderlerinden biridir” diye cevap verdi.

Lyudmila Dobzhynetska’nın kendisi de “Yaptığının ‘normal bir pratik’ olduğunu, herhangi bir zamanda sınırların silahla korunmasının değişimin yönünü belirleyebileceğini” söyledi. Neden bu kadar geç katıldığı sorusuna ilişkin de “Savaş başladığı zaman kararı vermiş olduğunu fakat Donbasslı komünistlerden uluslararası destek ve dayanışma çağrısı yapmalarını beklediğini, çağrı yapılınca bölgeye geldiğini” ifade etti.

Lyudmila, kendisini en çok etkileyen şeylerden birinin de “Cephede bu zorlu koşullara nasıl dayanıyorsunuz?” diye birine yönelttiği soruya aldığı “Unutma özgürlük savaşındayız, halkımız ve toplum için mücadele ediyoruz. İsteklerimiz ve ihtiyaçlarımız sonra gelir” cevabı olduğunu söylüyor.

 

– 11.10.2016 / isyandan.org       

Şili: Başkent Santiago Sokaklarında Büyük Mapuçe Yürüyüşü

10 Ekim Pazartesi günü binlerce Mapuçe başkent Santiago sokaklarında, halkları ve toprakları uğruna mücadele veren Mapuçe politik tutsaklar için özgürlük talebi ile yürüdü. Geleneksel kıyafetlerini kuşanmış olan Mapuçeler, cultrún (Mapuçe davulu) eşliğinde topraklarını çok uluslu şirketlere peşkeş çeken Şili devletine ve işgal politikalarına karşı seslerini yükselttiler. Yürüyüşe özerk Temucuicui bölgesinden ve La Araucania’dan Mapuçe eylemcileri katıldılar.

Şili’nin güneyinde Araucania bölgesinde topraklarını korumaya çalışan Mapuçe savaşçıları, işgalci şirketlere, orman işletmelerine, altyapılara, hidroelektrik santrallerine, yerleşimcilere ve kiliselere saldırı düzenliyorlar. Francisca Linconao de dahil olmak üzere onlarca Mapuçe savaşçısı toprakları için verdikleri haklı savaştan ve bu saldırı eylemlerinden dolayı tutuklandılar.

Mapuçe tutsaklar için özgürlük talep edilen yürüyüşün sonunda maskeli bir grubun polis ile çatıştığı, çatışmalar sonucu 36 kişinin tutuklandığı ve 4 polisin de yaralandığı bildirildi. Şili devleti çatışmalı Mapuçe bölgesinde yoğun polis ablukasını ve baskıyı sürdürüyor.

Şili’de Mapuçe halk mücadelesinin bir parçası olan Weichan Auka Mapu (İsyancı Toprakların Savaşı) örgütü, ‘werken.cl’ sitesinde yayınlanan bildiride direnişin silahlı mücadele aşamasına geçtiğini duyurmuştu. Örgüt, “Şili devletinin işgal sürecinin parçası olan iş insanlarını ve kiliseyi işgalin tamamlayıcıları olmakla suçlayarak, bölgeyi terk etmelerini, etmedikleri takdirde direnişin hedefleri olacaklarını” kamuoyuna açıklamıştı.[1]

1860 ile 1885 yılları arasında İspanyol işgalciler yüzbine yakın Mapuçe’yi öldürerek, işgal ettikleri bölgelerdeki toprakları İspanyol toprak sahiplerine verdiler. 1997 yılında bölgede yapılması planlanan hidroelektrik santrali Mapuçe Halkının direnişinin büyümesini sağladı. Direnen Mapuçe Halkı, topraklarına dönmeyi, kültürel kimliklerinin tanınmasını ve özerklik talep ediyor.

 

– 10.10.2016 / isyandan.org       

Hindistan: HKP(Maoist)’ten “Geniş Birleşik Cephe” Çağrısı

Hindistan Komünist Partisi (Maoist)’nin “Hindu üstünlükçüsü güçlere” karşı parlamenter sol partilere yaptığı Birleşik Cephe çağrısı sol partileri ikiye böldü.

Hindistan Komünist Partisi (CPI) ve Devrimci Sosyalist Parti (RSP) öneriyi memnunlukla karşılarken, Hindistan Komünist Partisi (ML) (Kurtuluş) ve İlerici Blok silahlı mücadele propagandası yapanların hareketi nasıl koordine edeceğine dair kuşkuları olduğunu söylediler. Hindistan Sosyalist Birlik Merkezi (SUCI(C)) ise diğer sol partiler konu üzerinde anlaşırsa olumlu yaklaşacağını belirtti.

2010 yılında Kanpur’da tutuklanan ve yakın zamanda kefaletle serbest bırakılan HKP(Maoist) Politbüro Üyesi Bachcha Prasad Singh, kendisi ile kafila.org’ta yapılan bir röportajda geniş bir birleşik cephenin kurulması gerekliliğinin altını çizdi: “Bana göre Hinducu Güçlere karşı geniş bir birleşik cephe ve güçlü bir direniş örgütlemek mevcut koşullar içindeki en iyi yoldur. Cephe’nin parlamentodaki sol partileri kapsaması bir sorun teşkil etmez, şimdi birlik olma zamanı, ideolojik ve dogmatik farklılıklarımızı unutma zamanı.” Singh, Lenin’in “Bölünürsek düşeriz, birleşirsek başarırız” sözlerinini hatırlattı.

Üst düzey Maoist liderlerden biri de Hindustan Times (HT) gazetesine verdiği demeçte Singh için “kendi kişisel görüşlerini değil, partinin görüşlerini dile getirmiştir” dedi.

Hindistan Komünist Partisi (HKP) Merkez Sekretarya üyesi ve eski milletvekili Gurudas Dasgupta “partisinin öneriyi memnunlukla karşıladığını” söyledi. Dasgupta, HT’ye “Hindu kökten dinciliği ülkenin yüz yüze kaldığı en büyük tehlikelerden biridir ve ülkenin seküler ilkelerini tehdit etmektedir, bütün ilerici seküler güçler birleşmelidir” dedi.

Eski Sol Cephe Bakanı ve RSP Batı Bengal Eyalet Sekreteri Kshiti Goswami de HT’ye “Hinduculuğa karşı oluşacak kitle hareketine Maoistlerin katılmasının kendileri için bir sorun oluşturmayacağını” söyledi.

Maoistlerin çağrısının Chhattisgarh, Orissa ve Andhra Pradeş eyaletlerinde karşılık bulma olasılığı yüksek görünüyor.

Maoistlerin bu çağrısı, son bir kaç yıldır kendi içlerinde tartıştıkları ve HKP (Maoist)’in merkezi teorik yayın organı Halk Savaşı’nın 2014 yılı sonunda basılan sayısında Politbüro üyesi Sonu kod adlı Mallojula Venugopal Rao’nun ‘birleşik cephenin neden gerektiği’ üzerine bir makale kaleme almasıyla kamuoyuna duyurulan “Birleşik Cephe” önerisinin hayat geçirilmesinin bir adımıdır. Rao, “Komünist parti ittifak içinde olacağı bütün güçleri birleştirmek konusunda inisiyatif almalı ve bu konuda çaba harcamalıdır” diye yazmıştı.

İç tartışmalarda büyük sol partilerle kurulacak “taktik birleşik cephe” politikaları tanımlanmış ve demokratik kitle ve toplumsal halk örgütleri ile nasıl çalışılması gerektiği üzerine değerlendirmeler yapılmıştı.

HKP’nin etkili olduğu Chhattisgarh, Orissa ve Andhra Pradeş eyaletlerinde Maoistlerin bu çağrısının karşılık bulabileceği ifade ediliyor. Batı Bengal ve Kerala’da ise Devrimci Sosyalist Parti’nin eski gücünü kaybettiği belirtiliyor.

Geçmişte HKP ve HKP (Maoist)’in Chhattisgarh ve Orissa’da birlikte ajitasyon yaptıklarına bir çok kez tanık olunmuştu.

HKP (ML)(Kurtuluş) ise parlamenter sol partilerin öncülük ettiği herhangi bir harekete Maoistlerin katılımına iyimser yaklaşmıyor. HKP(ML) (Kurtuluş) Politbüro üyesi Kavita Krishnan HT’ye “Maoistlerin öncelikle askeri bir hareket mi yoksa politik bir hareket mi olacaklarına karar vermeleri gerekiyor” dedi.

Benzer görüşleri paylaşan İlerici Blok Merkez Komite Üyesi Hafiz Alam Sairani “Onlar silahlı mücadeleyi bırakmaya karar verdikleri zaman kitle hareketlerine katılmalarından memnunluk duyarız. Bu olmadan kitle hareketlerine katılırlarsa gereksiz biçimde devlet baskısını kitle hareketlerinin üzerine çekerler” dedi.

SUCI(C) genel sekreteri Prabhash Ghosh, “solcu örgütlenmeler – HKP, HKP(M), HKP(ML) (Kurtuluş), RSP, İlerici Blok ve SUCI(C)- arasında ulusal düzeyde bir ittifak kurulması halinde Maoistlerin katılımına itiraz etmeyeceklerini” söyledi.

 

– 10.10.2016 / isyandan.org       

İtalya: Hükümetin Eğitim Reformuna Karşı 70 Şehirde Öğrenci Eylemleri

7 Ekim Cuma günü yerel haber ajanslarının verdiği bilgiye göre 70 şehirde öğrenciler sokaklara çıkarak hükümetin ‘Buona scuola’ (İyi okul) ismini verdiği eğitim reformunu, Berlusconi döneminden kalan Gelmini reformunu ve eğitimin özelleştirilmesini protesto ettiler.

Renzi hükümetinin dayattığı ve Temmuz ayında parlamentodan geçen eğitim reformu tıpkı Meksika’da eğitim emekçilerinin yoğun protestosuna sebep olan reform gibi öğretmenlerin maaşlarının öğrencilerin başarılarına dayanan bir değerlendirme sistemine tabi olmasını içeriyor. Ayrıca eğitim adım adım özelleştiriliyor, devlet okullarında yapılan bütçe kesintileri nedeniyle eşitsizlik tırmandırılıyor. Öğrenci sendikaları eşitsizliği besleyen eğitim politikalarını ve devlet okullarındaki kötü şartları protesto etmek için bütün ülkede 7 Ekim’de eylem yaptılar. Yeni eğitim reformu nedeniyle artan iş güvencesizliğiyle karşı karşıya kalan eğitim emekçileri de öğrencilere destek için 21 Ekim’de genel greve gitmeye hazırlanıyor.

Söz konusu reform teknik liselerde eğitim gören öğrencilerin ücretsiz stajyerlik ile sömürülmesinin önünü açıyor. Yeni yasaya göre okul saatleri öğrencilerin yaptığı parasız stajyerlik mesaisine göre ayarlanacak. Milano ve Roma’da öğrenciler ile polis arasında çatışmalar çıktığı bildirilirken 7 Ekim protestolarının bu sonbahar İtalya’yı saracak öğrenci ve öğretmen grevlerinin başlangıcı olduğu vurgulanıyor.

 

– 07.10.2016 / isyandan.org       

Peru: PKP-Aydınlık Yol Üyelerinin Mezarları Yıkılmak İsteniyor

Peru’da mücadele sürecinde 1986 yılında o zamanki devlet başkanı Alan Garcia tarafından verilmiş bir emir üzerine hapishanelerde öldürülen Peru Komünist Partisi (Aydınlık Yol) üyelerinin gömülü olduğu anıt mezar tartışmaları yeniden tetiklendi.

Peru Devlet Başkanı Pedro Pablo Kuczynski “Hristiyan geleneklerine göre gömülmeye saygı duyduğunu ama şiddeti hatırlatacak sembollere saygı duymayacaklarını” söyledi.

Bunun üzerine PKP Genel Başkanı ve halen hapishanede bulunan Abimel Guzman’ın avukatı ve MOVADEF Başkanı Alfredo Crespo yerel bir radyo istasyonundaki konuşmasında cenazelerin gömülmesinin ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu söyledi. Devlet başkanının yıkılma önerisine karşı anıt mezarı savundu.

Parlamentoda yer alan solcu Frente Amplio (Geniş Cephe) ise mezarların yıkılmasına karşı olduğunu kamuoyuna açıkladı.

1986 Yılında PKP (Aydınlık Yol) üyelerinin kaldığı üç hapishanede devletin yaptığı katliam sonucu 224 devrimci tutsak öldürülmüştü.

 

– 07.10.2016 / isyandan.org       

Fransa: Aranan GRAPO Militanı Tutuklandı

Fransız polisi İspanya’da 1995 yılında gerçekleşen 1 Ekim Anti-faşist Direniş Örgütü (GRAPO)‘nun sorumlu olduğu düşünülen devrim vergisi için 100’den fazla tutsak alma eyleminin sorumlularından biri olduğu gerekçesi ile Ontanilla Manuela Galan’ı tutukladı.

Galan 70’li yıllarda mücadeleye katıldı. 1968’de kurulan İspanya Marksist Leninist Örgütü’nde faaliyete başladı. Daha sonra 1975’de kurulan İspanyol Komünist Partisi (Yeniden İnşa) Örgütü ve onun anti-faşist mücadele birimi olan 1 Ekim Anti-faşist Direniş Örgütü (GRAPO)’da mücadeleye devam etti. Faaliyet sırasında defalarca gözaltına alındı ve tutuklandı. En son 2012 yılında halen hapishanede olan José Antonio Ramón Teijelo ile birlikte bir kez daha tutuklandı.

İspanya ve Fransız hapishanelerinde kaldığı sürece haklarını ve siyasi kimliğini korumak için defalarca açlık grevine başvurdu.

İspanyol güvenlik güçleri Ontanilla Manuela Galan’ın İspanyol Komünist Partisi (Yeniden İnşa)’nın silahlı mücadeleyi yeniden örgütleme eğilimi içinde bulunduğunu defalarca kamuoyuna açıkladı.

 

– 07.10.2016 / isyandan.org       

Kolombiya: ELN Yol Kesti, Boru Hattını Bombaladı

ELN Quibdo- Pereira yolunu, yola boydan boya astığı ELN bayrağı ile kesti. ELN’nin yol kesme taktiklerinden biri olan yola ELN bayrağı asmak gelen araçlar ve ordu birlikleri için de bir uyarı niteliği taşımaktadır. Bu bayrağın yolu karşıdan karşıya kesmiş olduğunu gören herkes bayrağın yakınlarında yola ya da çevreye döşenmiş patlayıcıların olduğunu bilmektedir.

Yolun kesilmesi ile birlikte yolda seyahat eden araç ve ordu birliklerinin durmak zorunda kalmasından yararlanan ELN tutsak almayı düşündüğü kişi ve güvenlik gücü elemanlarını tutsak alıyor.

Venezuela sınırında bulunan Aracua ilindeki Caño Limón-Coveñas petrol boru hattı ise üç ay içinde ikinci kez bombalandı. ELN’nin henüz eylemi üstlenmemiş olmasına rağmen ordu patlamadan ELN’yi sorumlu tutuyor. Kolombiya Ordusu Komutanı General Alberto José Mejía “ELN’nin askeri eylemler ile FARC’a, doğru yolu tekrar göstermek istediğini” söylüyor.

ELN 4 Ekim’de yaptığı açıklamada “Gerçek barış için mücadeleyi sürdürmek konusunda kararlı olduğumuzu bir kez daha ifade ediyoruz” diyerek sürecin tıkanmasından asıl olarak devleti sorumlu tutmuştu. ELN, “30 Mart’ta Venezuela’nın başkenti Caracas’ta mutabakata varılan gündem ve kamuoyuna açık olarak yapılacak olan müzakerelere başlama konusunda pozisyonunu sürdürmektedir ” demişti.

 

– 06.10.2016 / isyandan.org       

Güney Afrika: Parasız Eğitim İçin Mücadele Büyüyor

Öğrenciler ile polis arasındaki çatışmaların sürdüğü Güney Afrika, 19 Eylül’de hükümetin üniversite harçlarına %8’lik zam yapılacağını açıklaması üzerine alevlenen öğrenci protestoları ile sarsılıyor. Wits ve Cape Town Üniversiteleri’nde eylemler nedeniyle dün yine eğitime ara verildi.

Bu arada gösteriler ülkedeki eşitsizliği ve yıllar süren apartheid rejimin toplumda yarattığı derin ayrımları da gözler önüne seriyor. 5 Ekim Çarşamba, Nelson Mandela Metropolitan Üniversitesi’nde bir grup beyaz öğrenci akademik takvime devam edilmesi talebiyle eylem yaptı. Siyah öğrenciler ise 1994’te sona ermiş olmasına rağmen apartheid rejimin yaratmış olduğu eşitsizliğin aynen devam ettiğini ve üniversite harçlarındaki artışın en çok siyah öğrencileri vurduğunu söyleyerek eyleme tepki gösterdiler.

2011 yılı nüfus sayımı verilerine göre beyaz bir ailenin aylık geliri siyah bir ailenin tam altı katı. İşte bu nedenle parasız eğitim mücadelesinde ön saflarda siyah öğrenciler yer alıyor. Wits Üniversitesi’nde okuyan 37 bin öğrencinin %63’ü siyah öğrencilerden oluşuyor.

Wits ve Cape Town üniversitelerinde polis, harç zamlarına direnen öğrencilere göz yaşartıcı gaz, plastik mermi ve ses bombalarıyla saldırdı. Öğrenciler ise polis saldırılarına taş ve molotoflarla cevap verdiler. Cape Town Üniversitesi yönetimi, polisin yanı sıra baskıyı attırmak için özel güvenliği devreye soktu ve eğitime bu haftanın sonuna kadar ara verileceğini açıkladı.

 

– 05.10.2016 / isyandan.org       

Filipinler: FUDC Nihai Anlaşmayı Beklemeden Politik Tutsakların Serbest Bırakılmasında Israr Ediyor

Filipinler Ulusal Demokratik Cephesi (FUDC) ülkede bulunan bütün politik tutsakların nihai barış anlaşmasını beklemeden serbest bırakılması gerektiği konusunda ısrarını sürdürüyor. FUDC, Filipinler hükümeti ile imzaladığı İnsan Hakları ve Müzakerecilerin Dokunulmazlıkları anlaşmalarına istinaden bu talepte ısrar ettiğini belirtiyor.

FUDC, “Hükümetin Müzakere Heyeti Başkanı Silvestre Bello III’ün politik tutsaklar konusunun müzakerelerin ikinci aşamasının konusu olduğuna dair söylemi ve Başkan Dutarte’nin kongrede genel affın ancak nihai anlaşma sonucu mümkün olduğunu ifade etmesi üzerine bu açıklamaları yapmak zorunda kaldık.” diyor.

FUDC’nin Müzakere Heyeti Başkanı Luis Jalandoni, “Tüm tutsakların serbest bırakılması nihai anlaşmanın imzalanması sürecini beklemek zorunda değildir.” dedi.

Jalandoni, hükümetin imzalanan anlaşmalara uyması ve 400’den fazla politik tutsağı serbest bırakması gerektiğini bir kez daha vurgulayarak, “Başkan Dutarte ile mahkemeler arasında af konusunda bir iletişimsizliğin olduğu görülüyor” dedi.

“FUDC Müzakere Heyeti’nde yer alanlar üzerindeki uydurulmuş suçlamalar kaldırılmıyor, Demokles’in kılıcı gibi başlarında sallandırılıyor.”

26 Ağustos tarihli Ortak Anlaşma ile FUDC tarafından tutuklu bulunan ve haklarındaki çeşitli suçlamalarla aranmakta olanların listesi hükümete verildi. Tutukluların anlaşma gereği serbest bırakılmaları gerekiyor. Ayrıca anlaşmanın dili ve içeriği partiler tarafından tartışılacaktı.

Müzakerelerin ikinci turu 6-10 Ekim tarihleri arasında Oslo’da sosyal ve ekonomik reformlar başlığı altında yapılacak.

FUDC 1992 yılında imzalanmış olan Hague Ortak Deklerasyonu’nun belirlediği çerçeve anlaşmasına dayanarak Sosyal ve Ekonomik Reformların Geniş Kapsamlı Anlaşması için çerçeve önerilerini hükümete geçen ay iletti.

FUDC‘nin önerileri aşağıdaki temel başlıkları içeriyor…

1- Tarım reformunun uygulanması ve sanayinin ulusallaştırılması

2- Toplumun dezavantajlı, ayrımcılığa uğrayan, ezilen ve sömürülen kesimlerinin haklarının geliştirilmesi

3- Ekonomik bağımsızlığın sağlanması ve savunulması,

4- Çevrenin ve ulusal mirasın korunması

FUDC Basın Bürosu

 

– 05.10.2016 / isyandan.org       

Hindistan’da Köylülerin Toprak Mücadelesi

1946 ile 1951 yılları arasında Telangana bölgesinde yaşayan yoksul köylüler, o zamanki Hindistan Komünist Partisi’nin liderliğinde, feodal toprak ağalarına karşı silahlanarak isyan ettiler. Köylülerin silahlı mücadelesi büyük Telangana Köylü İsyanı, halk savaşı olarak tarihe geçti.

Ancak Hindistan’da yoksul köylülerin, ezilmiş kastların, Dalitlerin, Adivasilerin mücadelesi bugün de sürüyor ve devlet, Hindistan Komünist Partisi (Maoist)’in verdiği silahlı mücadeleyi bastırmak için başlattığı acımasız ‘Yeşil Av Operasyonu’ ile ezilmiş olan halklara karşı işlemekte olduğu savaş suçlarına her gün bir yenisini ekliyor.

350 Türkiye’nin Wire haber sitesine dayandırdığı haberine göre Hindistan’ın Hazaribagh şehrinde halk, NTPC (önceki ismi ile Ulusal Termal Enerji Şirketi Ltd)’nin kömür madenleri için toprak satın almasını protesto ediyordu:

Proje için toprak alımı 2004 yılında başladı, fakat Asya’nın en büyük kömür blokları olduğu iddia edilen söz konusu madenlerde oldukça yavaş bir süreç işledi. Tarımsal olarak oldukça zengin olan ve senede 3 defa mahsul hasadı yaparak köylülere istihdam sağlayan bölgenin yerlileri ve çiftçileri topraklarının alınmasına karşı çıktı.

NTPC, önerilen 17.000 hektar içinden Orman Bakanlığı’ndan 2.500 hektar toprak almayı ancak bu sene başardı. 2006 Yılında çıkarılan Orman Hakları Kanunu, orman topraklarına sahip olabilmek için bölgenin yerlilerinin %70’inin onayının alınması gerekliliğini getiriyor.

31 Mayıs 2016’da köylüler ölü yakılan odun yığınları üzerinde oturarak kendi onayları olmadan toprak alımı yapılmasını protesto etmeye başladı. Devlet görevlileri araya girerek, durumun çözüleceği sözünü verdi ve protestonun sona erdirilmesini istedi. 15 Eylül’de köylüler, NTPC’nin kanuni olarak toprak alımı için gereken onayı alıp almadığının araştırılması talebiyle yeni bir protestoya başladı.

Beş polis taburu ile Hızlı Eylem Gücü 1 Ekim sabahı, binden fazla köylünün uyuduğu eylem alanına girdi ve NTPC’nin ağır iş makinelerinin yolunu açmak için eylemcilerin alanı boşaltmasını istedi. Polisin kadınlara saldırdığı haberinin yayılması üzerine çevre köylerden de halk yardıma gitti. Eylemcileri biber gazı ile dağıtamayan polis halkın üzerine ateş açtı. Üç eylemci olay yerinde, üçü ise hastanede hayatını kaybetti, 40 kişi ise yaralandı.

Köylülerin direnişinin kanla bastırıldığı bir diğer olay ise Kaziranga Milli Parkı etrafındaki tampon bölgenin genişletilmesine yönelik mahkeme kararı dolayısıyla çevre köylerin zorla boşaltılmaya çalışıldığı 19 Eylül’de gerçekleşti. Bandardubi, Deo Surang ve Palkhowa köylerinde yaşan yüzlerce aile, boşaltma kararı karşılığında yaşadıkları toprak ve hak kayıplarının tazmin edilmesini talep ediyordu. 16 Eylül’de eyaletin ekonomi bakanı Himanta Biswa Sarma ile görüşen köylüler boşaltma kararına karşı olmadıklarını ancak yaklaşık 50 yıldır yaşadıkları topraklarından ve evlerinden çıkarılacakları için hükümetin kendilerine adil bir tazminat vermesi gerektiğini ifade ettiler. Ekonomi bakanı ise Hindu ailelerin tazminatlarının ödeneceğini, diğer kastlardan gelen ve Müslüman olan ailelerin tazminatlarının ise belirsiz olduğunu ifade etti.

19 Eylül Pazartesi sabahı 1000 kişilik polis gücü Bandardubi köyünü boşaltmak için köye girdi. Polis, tazminat hakkı olmaksızın boşaltmaya direnen halkın üzerine ateş açtı, iki kişi hayatını kaybetti. Zorla boşaltmaya direnen köylü lideri Akhil Gogoi ise 2 Ekim Pazar günü Hindu milliyetçisi BJP (Bharatiya Janata Partisi)’ni eleştirdiği basın konferansı sırasında tutuklandı.

Hatırlanacağı üzere, BJP liderliğindeki merkez koalisyon hükümetinin neoliberal politikalarına karşı milyonlarca işçi tüm Hindistan’da 2 Eylül’de genel greve çıkmıştı. Hükümet, tıpkı ABD’de, Kanada’da, Güney Amerika’da olduğu gibi yerli halkların yaşadığı toprakları, doğal kaynakları ve ormanları ulusötesi şirketlere peşkeş çekiyor. Buna karşılık, alt kastların eşitlik mücadelesi ve yoksul köylülerin toprak direnişi geniş Hindistan coğrafyasında yanmaya devam eden halk isyanını besliyor.

 

– 03.10.2016 / isyandan.org       

Meksika: Tutuklu Her Öğrenci İçin Bir Araç Yakılacak

Michoacan’da tutuklanan 49 öğrencinin (normalista) aileleri, geçtiğimiz Salı günü, çocuklarının serbest bırakılması için Chilchota Polis Şefi Alfredo Lucio Rios Chavez’i kaçırdılar. Güvenlik güçlerinin fail olduğu zorla kaybedilme, işkence ve tecavüz Meksika genelinde ve Michoacan’da çok yaygın. Aileler polis şefini daha sonra serbest bıraktılar.

Michoacan’daki öğrenci örgütü sözcüsü Alejandro Toledo yaptığı açıklamada ailelerin bir iyi niyet göstergesi olarak polis şefini serbest bıraktıklarını, polis ve askerin işlediği cinayetler nedeniyle ailelerin çocukları için çok endişeli olduklarını ifade etti. Toledo, tutuklu bulunan her bir 49 öğrenci için ulusötesi şirketlere ait araçların yakılacağını ve hükümet tarafından dayatılan eğitim reformuna karşı protesto haklarının engellenemeyeceğini söyledi.

 

– 30.09.2016 / isyandan.org       

  1. Kuruluş Yıldönümünde Hindistanlı Maoistlerden Çağrı

Hindistan Komünist Partisi (Maoist), Merkez Komite adına Ganapati imzasıyla yaptığı açıklamayla 12. Kuruluş Yıldönümlerini selamladı. Yapılan açıklamada ayrıca Büyük Proleter Kültür Devriminin ve Tarihi Naksalbari Silahlı Ayaklanmasının 50nci, dünyayı sarsan Rus Sosyalist Devriminin 100ncü ve enternasyonal proletaryanın büyük öğretmeni Karl Marks’ın 200ncü doğum yıldönümü de selamlandı.

Yoldaşlar, Hindistan devriminin dostları, işçiler, köylüler, ezilen kitleler!

Önümüzdeki kısa zaman diliminde dünya proletaryasının tarihsel olarak dört önemli yıldönümünü kutlayacağız. –Bu yıl ellinci yıldönümünü tamamlayan- Büyük Proleter Kültür Devrimi, Mao ve Komünist Parti tarafından önderlik edilen sosyalist Çin’de o güne kadar görülmemiş bir devrimci kitle hareketiydi. Bu hareket, burjuva ve diğer gerici kültür biçimlerine karşı emekçi kitleleri uyandırarak, ülkenin sosyalist ekonomik altyapısıyla uyumlu kültürel üstyapının tüm biçimlerini ortaya çıkarmak amacındaydı. Bu aynı zamanda köklü kapitalist yolculara karşı acımasız bir sınıf savaşımını içeriyordu ve “Büyük Tartışma” anti-revizyonist mücadelesinin bir devamı olarak Çin Devriminin gelişimindeki yeni bir aşamaya işaret ediyordu.

Bu devrim, komünizme geçişte sosyalizmin inşası ve güçlendirilmesiyle birçok kültür devrimine ihtiyaç olduğu yönündeki Mao’nun öğretisini pekiştirmiştir. Uluslararası alanda, birçok ülkede komünist hareket içindeki revizyonizmin etkisini kesin bir şekilde kırmanın, ML partilerin ve silahlı köylü devrimi savaşlarında yeni bir dalganın ortaya çıkmasının koşul ve kaynağını sağlamıştır. Hindistan’da büyük Naksalbari silahlı devrimci köylü ayaklanması da BPKD’nden etkilenmiş ve esinlenmiştir(…)

Aynı zamanda büyük Rus Sosyalist Devriminin zaferinin yüzüncü yılı da yaklaşmaktadır. Bu devrim, silahlı ayaklanmayla Rus kapitalist ve feodal sınıflarının politik iktidarını yıkarak Lenin ve Stalin yoldaşların önderliğinde işçi sınıfı ve ezilen kitlelerin yeni devletini kurmuştur.

Proleter ideoloji, politika ve bilimsel sosyalizmin kurucusu, tamamen yeni ve tümüyle bilimsel teori ve yöntemi formüle eden büyük devrimci filozof Karl Marks’ın ikiyüzüncü doğum yıldönümü yaklaşmaktadır aynı zamanda. Marks, burjuva ve küçük burjuva ideoloji, ekonomi, politika ve kültüre karşı olduğu kadar aynı zamanda işçi sınıfı hareketi içindeki sağ ve “sol” oportünizme karşı acımasız sınıf savaşımı zemininde insanlığa yeni bir yol gösterdi.

Bu yıldönümleri (HKP(M)’nin kuruluşu, BPKD, Sovyet Devrimi ve Marks’ın doğumu), mevcut dünyada kapitalizmin neden olduğu ücretli köleliğe, sömürüye, baskıya, otoriteye, yoksulluğa, ayrımcılığa, eşitsizliğe, tahribata, kriz ve savaşlara karşı tek alternatifin sosyalizm ve komünizmin olduğu su götürmez gerçeğini bir kez daha teyit etmek için önemli fırsatlardır.

Sovyet ve Çin sosyalist toplumlarının yaşadığı geri dönüşlere işaret edenler burjuvazinin, feodal sınıfa karşı iktidar mücadelesindeki zaferden önce yüzlerce yıl nasıl sayısız yenilgiye uğradığını unutmaya çok meyilliler. Paris Komünü’nden bu yana, her yenilgi proletaryaya da yeni dersler öğretti. Hatalardan öğrenerek, yenilgilerden ders çıkartarak, proletarya ve partisi amansızca, inatla ve sebatla tüm ezilen sınıfların öncüsü olarak burjuvaziye karşı mücadelesini yürütecek, önce bir ülkede, sonra birçok ülkede ve sonunda tüm dünya çapında kapitalizm, emperyalizm ve tüm gericiliği yenerek sosyalizmi inşa edecektir.

Sonra, tüm koşullar olgunlaştıktan sonra, toplum sonunda bayrağına “herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacına göre” yazacak. Bu yıldönümlerini kutlarken, bir kez daha Marksizm/MLM’nin dışında tek bir alternatif olmadığını iddia ediyoruz! Proletarya partisi/önderliğinden başka bir alternatif yoktur! Devrimden başka bir alternatif yoktur, sosyalizm ve komünizmden başka alternatif yoktur!

Bu yıldönümlerinden üçü, tüm ülkelerin proletaryaları tarafından kutlanacak. Partimiz HKP(M), enternasyonal proletaryanın ayrılmaz bir parçasıdır. Partimize MLM ideoloji önderlik etmektedir ve bu ideolojiyi somut devrimci pratik içinde yaratığı bir şekilde uygulamakta; sağ-oportünizm ya da sol-sekterlik olarak ortaya çıkan revizyonizmin tüm renklerine karşı amansızca mücadele etmektedir. Partimiz dünya sosyalist devriminin ayrılmaz bir parçası olarak Hindistan’da Yeni Demokratik Devrimi başarıyla tamamlamak için yaygın uzun süreli savaş vermektedir.

HKP(Maoist) bu önemli yıldönümü kutlamalarında enternasyonal proletaryayla birleşmektedir. MLM’yi savunarak ve uygulayarak YDD’yi geliştirmenin bir yolu olarak dünyadaki tüm gerçek Maoist parti, örgüt ve bireylerle birlikte bu üç önemli yıldönümünü kutlamak zorunlu görevimizdir. Bu etkinlikler Marksizm’in özünü kavramak, geçmişin zaferle sonuçlanmış proleter devrimlerinin ruhunu kazanmak, uluslararası proletaryanın olumlu ve olumsuz deneyimlerinden öğrenmek, kendi yenilgi ve hatalarımızdan ders çıkarmak ve ülkemizde YDD’yi tamamlamak için cesurca ilerlemek için önemlidir.

Bu nedenle, bu tarihi olaylar bulunduğumuz her yerde gücümüz oranında Partimiz tarafından kutlanmalıdır…

Bu yıldönümü kutlamalarının programları iki biçimde planlanmalıdır. Programların birinci biçimi Partimiz, Halk Kurtuluş Gerilla Ordusu, Devrimci Halk Komiteleri ve devrimci kitle örgütlenmeleri tarafından örgütlenecektir. İkinci biçim olarak ise açık ve legal programlar, esas olarak şehirlerde bağımsız ya da diğer devrimci demokratik güçlerle birlikte açık örgütlenmeler ya da bireyler tarafından örgütlenecek. Demokratik örgütlenme önderliğimiz bu etkinliklerin örgütlenmesi için maksimum inisiyatif almalıdır. Diğer dost güçlerle programların taslakları çizilerek planlanmasında sorumluluk almalıdır. Naksalbari ayaklanmasının 50nci yıldönümü uluslararası bir öneme sahipken, diğer yandan ülkemizde süren uzun süreli halk savaşıyla temel olarak bağlantılıdır. Tüm Hindistan çapında ve eyaletler düzeyinde Maoist taraftarlar ve radikal demokratik parti, örgüt ve bireyler, biz eğer gerekli çabayı sarf eder, inisiyatif alır ve gerekli esneklikte olursak Naksalbari kutlaması için biraraya gelmeye istekli olabilirler. Diğer güçlerle birlikte bu kutlamayı yapmak çok önemliyken, diğer yandan Naksalbari’nin ideolojik-politik özünün ve öneminin sulandırılmasına izin vermemeliyiz. Bu nedenle, özünü sulandırmaksızın Naksalbari’yi savunan geniş kesimlerle birlikte olmakta fayda vardır. Onlar hala mevcut devrimci ve demokratik hareketlerin de destekçisi konumundadırlar. Yukarıda bahsedilenleri akılda tutarak, maksimum katılım sağlanmalıdır. Merkez Komitemiz farklı ülkelerdeki gerçek proletarya parti, örgüt ve bireyleri, ayrıca Hindistan devriminin dostlarını, sempatizanlarını ve destekçilerini Hindistan’daki mevcut Halk Savaşı bağlamında Naksalbari’nin yıldönümü kutlamaları programlarını organize etmeye çağırmaktadır.(…)

 

– 28.09.2016 / isyandan.org       

İrlanda: Yeni IRA’nın Politik Kanadı Saoradh Partisi Kuruldu

Hayırlı Cuma Anlaşması’na muhalefet eden ve cezaevinde tutuklu bulunan Yeni IRA militanı Roe Four, yeni serbest bırakılan Sharon Girvan, bir polisi cezalandırma suçlamasından kefaletle serbest bırakılan David Jordan ve tanınmış muhalifler Colin Duffy, Ale Mccory, Dee Fennell’in de desteklediği; hem İrlanda Cumhuriyeti hem de Kuzey İrlanda’dan tanınmış cumhuriyetçi muhalifler yeni bir parti olan Saoradh (Kurtuluş) Partisi’ni kurdular. Yeni parti İrlanda ulusunun birliğini sandıkta değil sokakta ve mücadele içinde gerçekleştirmek üzere yola çıktı.

Belfast’ın kalbinde yaklaşık 150 kişinin katılımıyla, Saoradh (Kurtuluş) Partisi’nin ilk bürosunun açılışı yapıldı. Açılışta konuşma yapan eski IRA tutsağı, parti başkanı David Jordan 33 yıldır Sinn Fein’in başkanlığını yapan Gerry Adams’a gönderme yaparak “Gerektiğinden fazla bu koltuğu işgal etme niyetinde olmadığını, Saoradh’nin mücadeleyi ve halkin icindeki ajan ve işbirlikçilere meydan okumayı hedeflediğini,” söyledi.

Yeni IRA son beş yıl içinde tutsak Yeni IRA üyelerine cezaevlerinde işkence yapan iki gardiyan ve bir polisi ölümle cezalandırmıştı.

Partinin kuruluşu muhalif cumhuriyetçilerin herhangi bir stratejiden yoksun oldukları spekülasyonlarına da cevap oldu. Easter ayaklanmasının yıl dönümünde eski IRA tutsağı David Jordan “politik bir araca” ihtiyaç olduğunu ve “bu politik aracın da devrimci sosyalist cumhuriyet gerçeği üzerinden ideolojik bir birlik olması gerektiğini” söylemişti.

 

 

 



Check Also

PRIVATE PROPERTY IS THE REASON FOR EVERYTHING NEGATIVE IMPERIALISM IS THE REASON FOR ALL THE PROBLEMS OF THE PEOPLES THE CHIEF ENEMY OF THE PEOPLES IS AMERICAN IMPERIALISM

  At the start of the 1990s, the imperialists announced that the class war was ...